06 11 2011

Birisi San Francisco Mu Dedi?



Her zamanki gibi uzun zaman oldu dostlar. Vakit bulup yazmak zorlaşıyor. Ya da ben bahaneler uyduruyorum yazmamak için.

Evet önceki yazımda da bas bas bağırdığım üzere ayıptır söylemesi San Francisco'dayım yaklaşık bir buçuk aydır. Daha da uzun bir süre buralarda olacağım gibi gözüküyor. Eğer bu yazımı Google'da "San Francisco" falan diye aratıp bulduysanız tam yerine geldiniz. Çünkü size hayatın sırlarını vericem. Yok lan geyik yapıcaz biraz hemen heveslenme. Eveet başlayalım artık.

Öncelikle Türkiye'den San Francisco'ya gelmek istiyorsanız kesinlikle uçak korkunuz olmaması lazım. Çünkü 16-17 saatiniz havada geçiyor. Ve inanın 16 saati tedirgin bir şekilde geçirmek ömürden 16 yıl alıyor. Benim uçak korkum var ama illa da Amerika görücem falan diyosanız Florida ya da New York'u deneyebilirsiniz. Bu partı hemen geçiyorum çünkü biliyorumki hepiniz daha önce uçağa binmiş Beyaz Türklersiniz.

01 10 2011

San Francisco'ya Griş



Daha önce uçağa hiç binmediyseniz ilk deneyiminizde 15 saat uçmayı önermem. Çünkü bu aleti ilk saatinizde sevmediyseniz geri kalan 14 saat size kalan tek şey tedirgin olmak olacaktır. Neyse ki ben sevdim. Ama yanınızda uçak korkusu olan birisi varsa bunun bir önemi yokmuş canlar.Sevdiceğimin ömründen ömür giderken benimkisinden de biraz çaldı. Fakat gideceğiniz yer San Francisco'ysa havaalanında iner inmez düşündüğünüz ilk şey "buna değer" oluyormuş. Evet milyonlarca okuyucuma bir süre buradan sesleneceğim.

Şimdilik söyleyeceğim şey şehrin kendine has havasının dışında kendine has bir kokusu da var. Bu koku daha önce hiç duymadığım, şimdilik alışmam gereken güzel bir koku. İnsanın güzel şeylere alışmaya çalışması ne güzel bi'şey...

Bir de insan Amerika'ya gidince ona en çok sorulan soru "Şimdi orada saat kaç?" oluyormuş.

22 09 2011

Sıcak Çiko



Uzun zaman oldu dostlar. Biliyorum çok korktunuz buraları bıraktım diye. Her gece yastıklarınıza gözyaşlarınızı bıraktınız ya Eyüp buralardan gittiyse diye. Telaşa gerek yok, uzun bir ara verdim sadece. Şimdi başlayalım parmak basacak şeylere. Ah ne kafiyeli oldu ben severim kahve.

Imdb ilk 250'yi tamamlamama az kaldı sayın okuyucum. Lakin hayatımın anlamı halen değişmedi. Hele aralarda o kadar sikko filmler var ki filmin yarısında evden çıktım. Sonra sinemada olmadığımı fark ettim ve eve dönüp filmi kapattım. Favori filmleri sıralamak gerekirse... Amaan çok uzun olur o şimdi sonra sıralarız. Ben o bıkmadan sıkılmadan blogunu bilgi denizine dönüştüren bloggerlardan değilim yalnız ve güzel okuyucum. Aslında bi blogger da değilim bloggerlardan da nefret ederim. Bak sinirim bozuldu gece gece.

Yeri gelmişken ben sıcak çikolata çok severim (evet yeri geldi ne var). Geçen gün oturdum bi kafeye. “Bi sıcak çikolata” istedim. 5 dakika sonra siparişim geldi. Gelmez olaydı. Bir de ne göreyim? Bu basbaya buz gibi bi sıcak çikolataydı. Şu tezatlığa bakınız. Soğuk sıcak çikolata. Hemen garsonu çağırdım. Resmen özne yüklem uyumsuzluğu vardı.

02 08 2011

Kıskanıyorum


Şu Amerikan filmlerinde en stresli anlarda bile espri yapan adamları kıskanıyorum. Ben hayatta en ufak bir durumda telaş olurken, adam uzaylılarla savaşırken bile şaka yapabiliyor. Arkasından çığ düşerken yanındaki kıza göz kırpan mı dersin yoksa dev bir meteor yüzünden oluşan tsunamiden kaçtığı sırada artistliğini bozmayan mı.

Allah kimseyi bürokrasinin kucağına düşürmesin sevgili okuyucum. En ufak bir bürokratik bir işte balık olan ben öyle durumlarda bahsettiğim o adam gibi olmak istiyorum. Sadece bunu demek istemiştim.

26 06 2011

Sen

Komşuya ses gitmesin diye müziği sürekli kısan ama komşudan yüksek sesli müzik geldiği zaman asla gidip konuşamayan adam, beni iyi dinle:

Merhaba.
Ben de senden bahsediyordum.
Sen ne kılıbık adamsın.
Adamsın diyorum o da kibarlıktan.
Oğlum çık yukarıya konuş. Böyle böyle de. "Siz ne biçim insansınız" de. De oğlum de. Ağzını korkak alıştırma.
Sen var ya sen. Bir tek bu konuda değil her konuda kılıbıksın.
Dostlukları, arkadaşlıkları çok kolay tüketiyorsun mesela.
Zamanın değerini geçtikten sonra anlıyorsun.
Kronolojik sıraya göre yaşamıyorsun bir kere.
Sanki büyük başlamış yaşama da giderek çocuklaşmışsın. Bu ne biçim iş anlamadım.
Kalabalık başlamışsın dünyaya da sonra giderek yalnız kalmışsın.
Bilerek başlamışsın her şeye ama giderek cahil kalmışsın.
Okumuş okumuş da bir bok olamamışsın.
Sil baştan yaşaya yaşaya silgi izleriyle doldurmuşsun hayatını.
Defter kirlenmesin diye karalamaya korkar olmuşsun.
Hep silip yeniden başlamışsın. Yeniden, yeniden...
Öyle ki yeni artık eski kalmış.
Yeni sayfa açarken, hemen sonra başka bir sayfa açacağın belliymiş.
Ama bu hep yeni gelmiş sana.
Yeni eskimiş. Farkına varamamışsın.

Diyeceğim o ki;
Sonra insanın elinde büyümüş göz torbalarından başka bir şey kalmıyor.
O göz torbaların da içine yılları koyduğun için büyüyor.

Şarkının anafikirle alakası yok, sevdiğim için koydum. İlla ilgisi mi olmak zorunda ulan. Ama çok kurcalarsan aradan bir mesaj da çıkartabilirsin hani.